Bir önceki fizik sınavından sonra içimde kalan elektron ve fotonları radyoaktif ışımayla dışarı atmaya karar verdim bugün. Bir başka deyişle fizik sınavına çalıştım; hâlâ da çalışıyorum.İşin teori hesaplama çalışmalarından sonra bir de konsept kısmı var. Defteri karıştırırken birleşme ve ayrışma reaksiyonlarından sonra nükleer enerjiyle ilgili bir kısma rast geldim. Birkaç kere sormuştum kendime neden acaba Türkiye'de hiç nükleer santral yok diye. Daha çok öne geçiren noktaları düşünüyordum bugüne kadar herhalde; çünkü nükleer santraller tamı tamına "sıfır" karbon emisyonu demekti. Küresel ısınmanın çok konuşulduğu şu dönemde sıfır emisyonla enerji üretmek ne demek?
İşin iç yüzüne bakınca öyle olmadığı anlaşılıyor. İyi güzel sıfır emisyon tabi; ama atık depolama kavramı burada çok daha önemli bir hâl alıyor. Toprak altına kalın ve sağlam kurşun kaplarda gömme fikri yıllardan beri uygulanan bir şey; ama riski, maliyite, her şeyi büyük. Hele ki maliyeti ürettiğin enerjiye değmez. Diğer kalan seçenekte senin reaktörü soğutacağım diye kullandığın suya bırakmak. Ya da canlıları öldürmek, katletmek mi demeliyim buna?
Ha bir de uzaya gönderme seçeneği var. Stairway to Heaven inşa edilirse belki daha ucuza denk gelir bu sistem de.
Şimdi Türkiye'ye de yapılacak. Bilin bakalım hangi atık uzaklaştırma sistemini kullanacağız?
Depolanabildiği sürece hâlâ karşı değilim nükleer enerjiye. Fakat depolayamayacağımızı biliyorum. Ve enerji üreteceğiz diye, doğayla oynamak ne kadar doğru acaba? Bir de işin ya enerji olmazsa boyutu var. Hidroelektrik santrallerdeki yaklaşım ve anlayışımız bile doğru değil. Mesela Çoruh üzerine yapılacak zibilyon baraj projesinin bölgede iklimden, yaban hayatına (ki Çoruh Vadisi dünyanın ilgisini toplayabilmiş bir alandır), raftinge, insanların yaşamına her şeyi değiştirecek...
Her seferinde de "Şu anki yaşamınızı devam ettirmek için bu yapılmak zorunda!" deniyor. Şu anki yaşamımız biraz fazla mı acaba? Biraz çok mu istiyoruz ve tüketiyoruz?
Ve gün gelecek aynı "Ateşin Gözü"nün dediği gibi olacak:
Only after the last tree has been cut down,
Only after the last river has been poisoned,
Only after the last fish has been caught,
Only then will you find that money cannot be eaten!
Only after the last river has been poisoned,
Only after the last fish has been caught,
Only then will you find that money cannot be eaten!
NOT: Ateşin Gözü (Eye of Fire) Kızılderililerin Cree kabilesinde bir bilgindir. Bu kadın beyaz ırkın dünyayı yıkıma götüreceğini ve yukarıdaki kehaneti söyler. Ancak bu durumdan herkas haberdar edilmeli ve dünyanın kaderi değiştirilmelidir. O nedenle "Gökkuşağı Savaşçıları(Warriors of Rainbow)" bunu tüm dünyaya yaymakla ve bunu öğretmekle görevlendirilir. amaçları Elohi'yi (Dünyayı) kurtarmaktır. İşte Greenpeace'in Rainbow Warrior adlı çevreci botunun adı buradan gelir.
NOT: Evet bunu deftere not almışım aynen geçiyorum:
Semi-lethal dose: i.e. whole population given a dose and half dies within a short time span(few days/weeks)
The teacher:"The more population, the better... (?!)... of course for statistics!"
NOT: "Cree Indian Prophecy" adı verilen yukardaki sözler yatakhanede tuvaletin karşısında arka planında bir apache ile birlikte duruyor. Seni özleyeceğim Geronimo...
NOT: Bu aralar böyle uzun yazıp rahatsızlık verdiğim için özür dilerim sayın seyirciler. Elimi tutamıyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder