Her baharda bu yabani, yeşil başakları beklerim. Bu sene bir türlü ısınmayan havalar yüzünden geç geldiler. E bari havalar çatırt diye ısınmasın da biraz daha ortalarda takılıversinler; çünkü ben bunları soymayı çok seviyorum sayın seyirciler!Tamam çok sapıkça söyledim; ama çocukluktan beri gelen bir eğlence bu. Arkadaşlarla buluştuktan sonra, çete gibi daha sahile inerken kestirme yoldan gidiceğiz diye boyumuz kadar otların arasından geçerdik. Hoş şimdi evler var o otların yerinde. Geçerken de herkes eline bir kaç tane bunlardan alırdı. İskeletini kırmadan ilk olarak soyabilene dondurmasını ısmarlardık.
Şimdi biz dağıldık, otlar kırpıldı, yerine koca koca evler dikildi. Ben de üst kapıya doğru çıkarken, toprak sahanın kenarında tek tük bulunanlarla idare ediyorum şimdi.
Nispetiye'ye çıkarken "Ulan, elindekiler ne, oraya buraya yeşil bir şeyler de atıyo... N'apıyo bu manyak?" demiyecekler mi diye düşünmedim değil; ama aldırış etmeden elimde bir kaç yeşil başakla yürüdüm bugün. Onları bir bir soyarken aklıma dedemle yaşadığım tarla macerası geldi.
Annemin beni dedemin traktörüyle tarla savdığını hatırlıyorum bi keresinde. Traktörün tepesinde tin tin gitmiştim. Dayım sürüyordu traktörü, römorkta da kuzenler vardı. Dayımı deli etmiştim traktörün orasıyla burasıyla ilgili olna sorularla. "Şu kolu çekeyim mi? Bu ne?" Özellikle takometresindeki kaplumbağave tavşan figürüyle çok eğleniyordum. Tavşan önde olabilir; ama her zaman kaplumbağa yener. Aynı masaldaki gibi...
Tarlaya geldiğimizde traktörün sürücü koltuğu bana kalmıştı. Vın vın düt derken bir ara dedem gelip kovalamaya başladı: "Git kayısıya çık bir iki kayısı düşür de bir işe yara!" diye bağırmıştı. O gün iyi dayak yemedim. Buğday tarlasının ortasındaki tek ağaç olan kayısıya çıktığımda düşürmekten çok yemek kısmı ilgilimi çektiğinden bir zılgıt daha yemiştim. Tabi sonra bütün gece süren karın ağrılarıyla "yaramazlık yapmanın" cezasını çekmiştim.
Bütün bunları düşünürken ancak okula dönerken radyo anteninin yanında bir tanesini kırmadan soyabildim. Kalan sapı da ağzıma koyup gezdirmeye başladım. Kendi kendime güldüm sonra. Ve bunu yazarken o sap hâlâ ağzımda duruyor.
NOT: Ağaçlara çıkarım, çıkmasına da inişlerim de bir kaç kazam olmuştur. Bir kere evin bahçesindeki kiraz ağacında asılı kaldım. Şans eseri belimde ufak bir sıyrık vardı. Kuzenim pis pis gülüşünü unutmayacağım. Bir de yine bahçedeki kara incir ağacınun büyük bir dalında uca doğru ilerlerken fizik kurallarımızdan olan torku hesaba katmamışım. Dalla beraber biraz indikten sonra 1-1.5 metre serbest düşüş yaptım. Yine şans eseri çimlerin üzerine düştüm...
NOT: Bugün son tarih sınavından önce Gesi Bağları söylemeye başladım, hoca geldi "Tamam Ersagun geçecek, geçecek!" diye başımı okşadı!? Tamam biraz fazla bağırmış olabilirim; ama valla iyiydim ben ya!
ÖNERİ: İnce uzun olanlarını soyması daha eğlenceli oluyor. Diğerleri soyarken ya elinize yapışıyor ya da batıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder