Seçimi kaybettik; hem de ideolojilere karşı. Belki ideoloji üstüyüz, diyerek bir hata yaptık; ama yine bugüne de hakim olan zihniyetin kazanması rahatsız etti bizi. Yine de ne olursa olsun bir çok iyi dostluk kazandık. Ordu'ya, Artvin'e, Tunceli'ye, Yozgat'a, Iğdır'a, Muş'a, Burdur'a, Balıkesir'e ve daha nice yere yolumuz düştüğünde bizi sokakta koymayacak insanlar bulduk.
Politikanın ne batak, ne pis bir iş olduğunu bir kez daha görmüş oldum: Kendimden iğrendim; çünkü yalanlar söyledim. Taktik yapıp insanlara bir kâğıt parçasına imza attırıp meclis başkanlığını alır mıyız almaz mıyız kavgası yaptım. Bana "zengin çocuğu" dediler (hem de kendi evimden, Nevşehir'den yedim bu lafı), dellendim, kafayı yedim. İnsanlar kendilerini bir yerlerde pozisyon alabilmek için nasıl da paraladılar.
Yine de aynı yola baş koyduğumuz dostlarımızla ortak hareket edebilip bu meclisin işleyişiyle ilgili protesto yapabilip sesimizi duyurabilme kabiliyetimizi gösterdik. Birbirimize yalan da söylemedik; en baştan beridir beraber başladık beraber bitirdik. 'Eğitilmemiş demokrasimize' ses çıkarabilenlerin hâlâ var olduğuna şahit oldum. En sonunda dışarı çıkıp bir iki demlenebilecek insanlar olduk çıktık.
Hani şimdi diyeceklerim ayrımcılık meselesi değil; kültürel bir farklılık: Kim ne derse desin Karadeniz insanından içtenini, içiyle dışı bir olup da hem şakalaşıp hem ciddi ciddi konuşabildiğini daha göremedim. O yüzdendir bu yazı iple çekiyorum. Çifte Karadeniz hatta belki üçlü Karadeniz zevki tadabileceğim.
Neyse şöyle bağlayayım yazıyı. Ankara'nın gecesi hareketlidir dediğimde herkes "Dalga mı geçiyorsun?" diyor da Eskişehir'den farkı yok buranın da o; çünkü amatör grup kültürü çok fazla burada. Neyse o bir yana Karadeniz müziğinden etikelenen biriyseniz Artvinli bir arkadaşın gösterdiği yeri keşfetmem harika oldu.
Zaten folklor dans olarak iki şeyi öğrenmek istiyorum: Bir harmandalı bir de Karadeniz'in her türlü ayak oyunu. Türkülerinde de ya bir acı ya bir sevda ya da bir sevinç var hep; onları dinlemek büyük bir keyif olmuştur benim için. Tekrar tekrar açıp da dinleyesim gelir her türkünün sonunda.
İçerideki muhabbet de hoş: Hepimiz ayrı ya da aynı yola baş koyar ve onun için savaşırız; ama hep dostluk baki kalır.
İnsanlar garipsedi bazılarını bizim grubumuzdaki: "Pozisyonun, hiç bir kârın yok! Niye yardım ediyorsun ki bu insanlara!" dediler. Ben de "Biz herkes için iyi olanı yapmaya çalışıyoruz." dedim (tam politikacı sözü ha!). Ama asıl cevabım şuydu (benim sevdiğim anlamda kullanarak):
"...and your wise men don't know how it feels to be thick as a brick!"
Nerden bileceksiniz ki aynı menfaatlerinizi, egonuzu, kisvenizi bir kenara bırakıp iyi olanı istemenin daha önemli olduğunu...
NOT: Fatsalı bir arkadaş bizim projeleri lise öğrencileri düzeyinde uygulamayı teklif etti. Bence seneye projelere devam edecek arkadaşlar pilot olarak orada uygulayabilir. Eğer Tirebolu'dan dönüşte uğraabilirsem oraya konuşacağım ayrıntıları. 'Alternatif' yelpazemiz genişler hem...
NOT: Bir kaç istatistik size... Mecliste 81 ilden toplam 5 İlköğretim vardı. 14/81 kız nüfusu vardı; ancak hiç bir kız aday çıkamadı ve tek bir grubun kız başkan yardımcı olup divanında iki kız üye iki erkek üye eşitliği vardı. Mehmet Ali Şahin konuşmasında "Aman ne güzel, inşallah bir bayan başkan adayı çıkar!" dedikten sonra aday divan listelerini okudu ve hiç bir şey diyemedi. İç tüzük çerçevesinde, ilk oturumda öğrenciler tarafından önerilip onlar tarafından oylanarak belirlenen üç gündem maddesi (eğitimde fırsat eşitliği, mesleki eğitimde katsayı sorunu ve gençlikteki kültürel yozlaşma oldu bunlar) hakkında toplam 12 kişi 10'ar dakika konuştu. Bu 12 kişi pek de şeffaf olmayan bir komisyon tarafından notlandırılarak seçildi. Komisyon 2/12 kız seçmişti. İlginçtir ki gelen 6 tane İmam Hatipli arkadaşın 4'ü konuşma yapma hakkını elde etti. Bildiğim eleştiri içeren tüm yazılar dışarıda kaldı. Gündem dışı konuşan üç arkadaşın ikisi de önerdikleri konu başlıklarının dışında konuştular. Ve kalan herkese de birer dakika 'anne ve babaya selam söyleme(!)' süresi verdiler. Valla sadece 15 kişi konuşacaktı, neden biz buraya geldik ki diye sormadan edemedi insanlar. Ha bir de Trabzonlu arakdaşımızın dediği güzel bir şey vardı: "Seçim zamanı siz bize geliyorsunuz! Biz sizin mekanınıza geldik de siz nerdesiniz?" dedi ve noktayı koydu. Noktayı koydu diyorum; çünkü o sırada devlet erkanı Bülent Arınç'ın oğlunun düğünü için Rixos'taydı. Başarılı, demokratik ve sözde kalmayan, iş yapan bir meclis değil mi?!
NOT: Ha bu da yeni moda: "Allah 'yâr' ve yardımcınız olsun!" Ayak uydurmak gerek hani(!)
NOT: İzlenimlerimi rapor hailne getireceğim muhtemelen, 23 Nisan'a kadar (umarım) hazır olur. İsteyene bitince gönderebilirim. =)
ÖNERİ: Kâzım Koyuncu'nun Hemşin* türkülerini (Didou nana, Ella Ella gibi) dinleyin kesinlikle!
*Hemşin: Ermeni kökenli olup da Müslümanlaşmış olan bir toplum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder