Keşke hep havada kalabilseydim... Beyaz bulutların arasında, bir aşağı bir yukarı, salına salına...Evet, gökyüzü fantezimi buraya yansıtacağım. Her ne kadar abarttığımı, saçmaladığımı düşünseniz de...
Çünkü uçmak zincirleri kırmak değil mi? Bir oraya bir buraya istediğin gibi... Ne ayaklarında hissettiğin bir dünya vardır seni ittiren, ne güneş seni yakabilir onun serinliğinde ne de sular ıslatır bedenini...
Sadece gökyüzü yalar suratını.
Beyaz bulutlar eşlik eder sana.
Mavinin huzuru alır götürür seni.
Aşağıya baktıkça yeryüzünün acizliğini görürsün kendi özgürlüğün karşısında.
Ve her seferinde biraz daha içine çeker seni.
İşte böyle bir tutkudur havada olmak ve uçmak. Ya da gökyüzünü seyre dalıp kendine bir durak belirlemek, kuşları, bulutları, rüzgârın getirdiklerini ve götürdüklerini seyretmek...
Ve siz dalga geçersiniz "Bu manyamış!" diye. Bilmezsiniz ki o nasıl bir tutkudur.
Eskişehir'de İnönü Kampı'nın gezerken ilk kez yelkenkanatla uçtuğumda bunları hissetmiştim. O yüzdendir her göğe bakışımda, her yolculuğa çıkışımda ya da her flight simulator oynayışımda bunları hissederim ben. Siz dalga geçseniz de...
Ve bugün gökyüzü mavi; beyaz bulutlar sadece geçerken uğramış. Aklıma gelense Fazıl Hüsnü'nün şu şiiri oldu:
Ağaç taşı anlamaz
Gökyüzü mavi iken
Ağaç susuzluğu anlamaz
Gökyüzü mavi iken
Ben seni
Çok sevdiğimi anlarım
Gökyüzü mavi iken
Gökyüzü mavi iken
Ağaç susuzluğu anlamaz
Gökyüzü mavi iken
Ben seni
Çok sevdiğimi anlarım
Gökyüzü mavi iken
NOT: Valla nemli hava destek ünitesi icat edicem. Kuru hava en son Ağustos ortasında girdi ciğerime. Şu an aklimatizasyon sürecindeki dağcı gibi hissediyorum kendimi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder