Dün gece eve varışım 2,5 saati buldu. Tuzla gibi bir yer olmasa cidden çekilmez bu yol bir kere daha anladım. Eve vardığımda annem ve bahçedeki köpeğim hariç herkes sızmıştı. Kardeşimi kıllığına uyandırıp sayıklattım galiba. Sonra annemle iki kelime laflayıp hasret giderdikten sonra odama çekildim.
Odam tahmin ettiğim gibi soğuktu. Şapşal bir serçe ötüyordu odamın önündeki bahçe lambasında. Bu saatte neden öterdi ki? Bir ara bizimkinin havlamaları karıştı araya. Sonrasını kesik kesik hatırlıyorum. Nedense uyuyamadım bütün gece; ya bahçede bizimki havladı ya da bir ürpertiyle uyandım bütün gece. Her seferinde de elimi telefona attım; sanki telefon çalıyor da hemen cevap verecekmişim gibi... Sonra hazır elimi atmışken saate baktım bir kaç kez. Geçmiyodu bir türlü. Bir yerden sonra film iyice koptu da uyuyabildim artık.
Sabah kardeşim uyandırdı. Şapşal serçe hâla ötüyordu. Bu kez daha kuvvetli, daha cıvıltılı. Onun verdiği güçle doğruluverdim yataktan. Sonunda midemin bayram edebileceği bir adet anne kahvaltısı 1,5 ay sonra önümdeydi.
Hava gerçekten bayağı güzeldi; ama bir kaç hafta önceki yalancı güneş faciasından sonra güvenemedim kendime. Yazlık ayakkabılarımı giydim; ama paltomu çıkarmaya cesaret edemedim. Sonra "Ulan niye bunu aldım ki?" diye söylenmeyi ihmal etmedim.
Kadıköy'de hava güzeldi ve ben dört duvar arasında YGS diye bir zımbırtıya hazırlanmak için ders dinliyordum.
Zayıf bir YGS kaplanı olarak derse geç gelmiştim; ama her zamanki yerim boştu. Pencere kenarında, en arkada dersanenin etrafındaki binaların arasından zar zor görünen gökyüzüne bakma durağımdı orası. Yangın merdiveni yanı olduğu için kediler ziyaret ederdi arada. Hep de kediden korkan bir arkadaş otururdu benim önüme ve her kedi gelişinde fırlardı yerinden. O kedi bugün gelmedi.
E tabi hava güzel olunca kedi bile bıraktı dersaneyi... Bir ben bırakamadım gelmedi de bursum...
Dersaneden çıkarken hava çoktan kararmış oldu. Rıhtıma kadar Barlar Sokağı'nın ve sahafların ışıkları eşlik etti bana. Bir süre sonra otobüs ve yol ışıkları devraldı. Kulaklarımı evde unutmuşum; bütün bir yol otobüsün kafa şişirmesinin yanında dışarda ilginç ve renkli bir şey aramamla geçti. Her şey aynıydı ama... Yol ışıkları sarı, araba farları parlak...
Bugün hava güzeldi ve ben günü yine yolda geçirdim.
Keşke Moda'ya yürüyebilseydim bugün. Ya da bisikletimi alıp çıkabilseydim.
Eve gelince odada gitarımı açık buldum. Elime alıp ne çalsam ne çalsam derken aklıma bütün gece öten serçe ile sabah beni ayağa kaldıran serçe geldi. Sonra aklıma Kolpa geldi. Ve dedim ki hava güzel ama hüzün kovan kuşum nerde?
Keşke hüzün kovan kuşum gelse!
NOT: O değil de Kolpa 13 yaşındaymış! (bu arada şu ana kadar kadim dostum ile yaptığımız en iyi çalışma olabilir Hüzün Kovan Kuşu)
NOT: Sütüm geldi. Meyveler yolda... Efendim anne! Tamam, geliyorum! Annem çağırıyor. Gene beni besleyecekmiş!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder