29 Mart 2010 Pazartesi

My good, 'Young' dog

Bugün eve geldiğimde beni köpeğim karşıladı. Geldiğimden beri yüzüme fazla bakmıyordu; bahar güneşinin sıcağında miskin miskin yatmakla meşguldü bu aralar. Halbuki önce dimdik durup, kulakları diker, bakar, sonra kapıya büyük bir hızla koşardı. Ayağa kalkmaya bile tenezzül etmiyordu birkaç gündür.

Babam anlattı ben gelince eve. Bir gün annem yüzmeye gittiğinde nasıl olduysa evin en dış demir kapısını açabilmiş ve kaçmış. Annem de geldiğinde fark etmiş bunu. Neyse ki çok uzaklara kaçmamış hemen yakalayıp geri döndürmüş çaprazımızdaki 'halı sahacı abi'!

Babam da birileri açmış da olabilir paranoyası yapıp hem kapının kilidini değiştirmiş hem de kilitleme kuralı koymuş. Bütün yazdan sonra eve ait bir anahtarla gezme fikri garibime gitti açıkçası.

Bugün uzun bir aradan sonra ilk kez üstüme koştu. Yine topu ağzında "oynayalım!" bakışıyla gelmişti hem de... Biraz oynadık. Sonra pimapen verandayı aralamanın da bir yolunu bulduğunu fark ettim. Tam eve girecekken kapının önüne oturuverdi. Boynundan tutup atmaya çalıştığımdaysa hemen savunmaya geçti. Dışarıya çıkma blöfümü yedi; ama galiba ayakkabılardan teki ağzındaydı; onla uğraşmaya fazla fırsatım olmadı... =)

Gene havlıyor şimdi...

"King went a-sniffin'
and he would go
Was the best old hound dog
I ever did know."

O kadar yaşlı olmasa da o benim köpeğim işte...

NOT:
"I had a dog and his name was King
I told the dog about everything
There in my truck the dog and I
Then one day the King up and died."

"Old King"(Neil Young)'in bu bölümü direk Sait Faik'i anımsattı bana. Ara Güler'in çektiği meşhur fotografı ile edebiyatta bu sene izlediğimiz "Havada Bulut" dizisi onu hatırlattı şimdi. "Ah Yorgiya ah!"

ÖNERİ: TRT eskiden çok güzel işler yapmış. Harika oyuncu kadrolarıyla Türk Edebiyatının başlıca eserlerini başarısız montajlarla; ama hoş bir şekilde televizyona aktarmışlar. Bence "Havada Bulut" bunlardan bir tanesi...

Hiç yorum yok: