23 Mart 2010 Salı

Bilgi Dağarcığınız ve Eminönü

Bugün apar topar okuldan çıkıp Eminönü'ne gitmek zorunda kaldım. Aslında iyi oldu en az 2 ay olduydu gitmeyeli. Yine nerden bulaştım bu işe dediğim toplantılardan birine giderken yolda gördüğüm ve yaşadığım tebessüm ettiren birkaç şey yorgunluğumu alıvermişti.

Olayları anlatmadan önce Eminönü'nü sevmek için bir kaç sebebim var:

1- En garip gurup şeyleri (hatta abartmadan aradığınız ve de aramadığınız her şeyi) ucuza bulabilirsiniz.
2- Duymadığınız ve aramadığınız şeylerle bilgi dağarcığınızı geliştirebilirsiniz.
3- Arkadaşlarınıza en garip hediyeleri burdan bulabilirsiniz.
4- Selanik Han'da elektronikçi bir sürü tanıdık esnafınız olur.
5- Esnaflar arada içini sizlere döker, garip anlatacağınız hikayeler olur.
6- Bu listeyi her türlü uzatabilirsiniz.

Eminönü'nde tramvaydan indikten sonra alt geçite indiğimde bilgi dağarcığım uçan yelek diye bir şeyin varlığından haberdar oldu artık. (Keşke telefonumdan aktarabilsem o tabelayı) Önce oyuncak gibi bir şey zannettim. Meğersem bir giysiymiş. Bir dakika filan oranın önünde kaldım konsepti çözebilmek için ama çözemedim.

Alt geçidin çıkışında mızıka satan birini gördüm. Bir kere geldiğimizde alıcaktık kadim bir dostumla; ama Taksim mahallisinde harcıyacak paramızın kalmayacağını görünce vazgeçmiştik. Kısmet bugüneymiş; daha ucuza buldum alt geçitte valla =). Neyse bir ara çala çala öğreneceğiz artık. Gerçi adam "Abi bir çalsana ya ben bir türlü beceremedim!" dedi. Ben de karizmayı çizdirmemek için "İşim olmasa çalardım da..." dedim ve gittim. Umarım bir gün çalarım sayın seyirciler.

Toplantıdan sonra babamla sürekli geldiğimiz; ama sadece arabanın içinde babamı beklerken gördüğüm Milli Eğitim Müdürlüğüne gittik. Cağaloğlu yokuşunu çıkarken her zamanki gibi Buhan Yayıncılık'ın önünde içimden küfrettim. İlköğretim çağımı yedin Ahmet Buhan ve matematik kitapları... Soruları çözmek için babamla beraber atmadığımız takla kalmamıştı. Babam da o kitaplara küfrediyor mudur ki yaf?

Sonra aklıma teyzemlerle geldiğimiz her seferde ya Beyazıt Meydanı'nda ya da Kapalı Çarşı'ya giderken Mahmutpaşa'da kaybolduklarım geldi. O zamanlar eblek eblek etrafıma bakıyordum tabi; hayat kolaydı. Eminönü oyuncak demekti. Şimdiyse uçan yelek...

NOT: "A bak gelmişken şunu da alıvereyim şurdan bir yerden" derken işportacı ayağınıza geliyor. Başka bir şey isteseymişim diye aranıyorsunuz sonra.

NOT: Bilgi dağarcığı demişken edebiyat sınavında arkadaşımızın biri "folkçu zihniyet" diye bir sözcük grubu kullanmış. Bence uçan yelekten daha ilginç olabilir bu. Bunun bir sonraki aşaması "Bu gimiş." yazıp bırakarak hocayı dumur eden sonra ne yazdığını kendisi de anlamayan ben olabilirim. Bilgi dağarcığımız biraz daha genişledi değil mi sayın seyirciler?

ÖNERİ: Mısır Çarşısı'nda bir tane aktar var: Bak Yeni Cami'nin ordaki kapıdan girip dümdüz git. Sona gelince sağa dön. O sıra boyunca sağda bir yerdeydi. Yaban Mersini çok güzel oranın! Yiyin gari.

NOT: Evet, az önce adres tarif ettim! (Evet edatmış ya!)

Hiç yorum yok: