11 Ağustos 2010 Çarşamba

Bölüm 11: Harşit Boyu

GÜZERGÂH: Erzincan Merkez - Kelkit - Köse - Gümüşhane Merkez (aktarma) - Torul - Özkürtün - Kürtün - Doğankent - Güce - Tirebolu - Espiye- Keşap - Giresun - Bulancak - Piraziz - Gülyalı - Ordu - Bolaman - Fatsa
Gümüşhane-1930
 Erzincan Ovasını ardınızda bırakıp tekrar kıvrıla kıvrıla yukarı çıkarken önce Kelkit Çayı eşlik eder adını verdiği şehre kadar. Kelkit çıkışından sağa döndüğünüzde Bayburt'a doğru yol alırsınız; Gümüşhane'nin Köse adlı büyük bir köyü andıran ilçesinden geçersiniz. Köse'den çıkıp Gümüşhane'ye ilerlerken başka bir su eşlik eder size: Harşit.

Harşit'i ilk Tirebolu'ya gittiğimizde sık sık görüyorduk; çünkü kaldığımız yer şehrin merkezine uzaktı ve illaki denize döküldüğü yerdeki köprüden geçmek gerekti. Temiz temiz akardı hep; yağmur yağsa bile denize döküldüğü yerde uslanır da karışıverirdi Karadeniz'e. İşte o Harşit'i doğumundan ölümüne kadar izleme fırsatı verdi tekrar Karadeniz'e inmek. 

Gümüşhane'nin yanından geçiverir Harşit usulca. Çok kıvrılmaz, dimdirek akar. Suyu öyle güruh gibi akmaz, sakindir ama içindeki delikanlı ortaya çıkarsa tarumar eder ortalığı. Tam 21 köprücük vardır üstünde; her birinde Karayollarının o mavi tabelalarında görürsünüz ki Harşit yazar. Gümüşhane'den çıktığınızda yanınızda bitiverir. Mescitli'de siz tünelleri geçerken iki saniye ortadan kaybolur; ama bir diğer tünelde hemen geri döner dizinizin dibine. Torul'a varırsınız önce beraber. Torul'dan çıkarken bir de görürsünüz ki su iyice durulmuş da göl olmuş. İşte o Harşit'in üzerindeki ikinci barajdır. Barajın türbinlerinde şelale gibi akan su yolunu iyice derinleştirir artık. Eğer Trabzon tarafına giderseniz Harşit sizi terk eder. Kürtün'e döndüğünüzdeyse artık göremezsiniz akan suyu; çünkü vadi derindir. Ama merak etmeyin insanımız çok düşüncelidir(!); suyu görebilelim diye biraz biriktirip öyle salıyorlar. İşte hemen az ötede gördüğünüz durgun su boyunca bayağı bir ilerlersiniz. Hızlanamazsanız; çünkü tek gidiş tek geliştir. Nerden, ne zaman, ne tür bir araç çıkar bilemezsiniz. Bazen otobüsten aşağıya baktığınızda Harşit tekerin hemen yanındadır. Bazense ırar; girintiler çıkıntılar yapar karada aklınca... Öyle bir yoldur Kürtün'e çıkıp Karadeniz'e kavuşan bu yol. 

Güneşi göremeyen bir geçittir orası. Sislerin altında çiseleyen, hırçın, grimsi ve kasvetli havadan düşen yağmurlar Harşit'i daha da bir doldurur. Baraj gölünün rengineyse ağaçların rengi yansır. Ve Harşit, sizle beraber yoluna devam eder.

Kirazlı ve Kürtün Barajlarını gördükten sonra yol biraz çalkalar sizi Doğankent'e kadar (çünkü bir baraj daha yapıyor büyüklerimiz(!) ). Doğankent'e varmadan derinleştirdiği vadi bu sefer genişler. Usul usul akan Harşit, daha da bu usuldar; ama suyu artmıştır. Yine de yolundaki ağaca "Sen çekil!" demez; evlat edinir onu, büyütür içinde.

Neden biz insanoğlu da büyütemiyoruz doğayı içimizde?

Derken fark etmezsiniz Tirebolu'ya vardığınızı. Yol boyunca artık sağınız uçsuz bucaksız Karadeniz'dir gene. Ben tam da Güneş batarken rastladım o ana. Karadeniz ben gelirken ki gibi hırçın değildi bu sefer. Uslu, süt dökmüş bir kedi gibi günün yorgunluğundan iyice kızaran güneşi bekler batması için... Mavisinin rengi açılır önce, sonra güneş koynuna girer denizin, ve Karadeniz suları yavaşça döver kıyıları. Arkadan ağaçlar son bir kez selamlar güneşi, sonra onlar da sessizliğe bürünürler. Bütün bu huzur içinde gözleriniz kapanır. Açtığınızdaysa Bolaman'ı geçmiş; Fatsa'ya gelmiş olursunuz.

NOT: Otobüsümüz bir namaz molası bir de ekmek alma molası verdi. Namaz molası sırasında Harşit'i izlemek keyif verdi.

Hiç yorum yok: