8 Ağustos 2010 Pazar

Bölüm 10: "Anne, burası Amerika gibi! Yollar birbirine dik kesişiyor!"

GÜZERGÂH: Trabzon- Maçka - Zigana Geçidi - Torul - Gümüşhane Merkez - Kelkit - Erzincan Merkez

Trabzon'da gruptan çoğu insana farklı yerlere uğradıktan sonra 4 arkadaş kaldık Erzincan'a gitmek için. Doğu Anadolu diyebileceğim bir ile ilk gez gidiyordum. Böylece 7 bölgenin 7'sinde de en az bir yerde kalmış oldum (Ha 3 bölgem hâlâ zayıftır tabi: Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu).

Otobüs Sümela Manastırına çıktığınız Maçka'ya doğru giden yola döndü. İlginçtir Trabzon'un sanayisi "Değirmendere boyu" denilen o yol boyunca genişlemeye başlamış. Sümela'dan bembeyaz akan, şişeme su doldurabildiğim Coşandere, Maçka'da Değirmendere'ye karışıp Mataracı'dan Karadeniz'e doğru hırçın bir şekilde akarken kopardığı taş, topraktan değil de, sanayinin atıklarından ya da yol genişletme çalışmalarında kepçelerin attığı topraktan kahverengi hâle bürünüyor.

Trabzon'un çıkışında bir yerde otobüs "ekmek molası" verdi 10 dakika. Oraların firmalarında öyleymiş; Trabzon'a gelip de akşama eve ekmek getirmemek olmaz; biz de bir arkadaşla mısır ekmeği alalım dedik; ama kalmamıştı tabi akşam o saatte. Herkes ekmeğini aldıktan sonra altta muavinin açtığı bagaja koyup yerlerini aldı.

Maçka Tünelini geçtikten sonra ilk kez sola doğru dönmedim. Otobüs Zigana yokuşunu tırmanmaya başlamıştı artık.

Yolculuk sırasında yanımdaki yabancılarla konuşmayı severim genelde; çünkü ilginç hikâyeleri olur o insanların, bildiğiniz bilmediğiniz her şeyi anlatırlar o yöredeki. Bazıları vardır kilitler sizi yol boyunca, konuşur, anlatır; ama sormaz. İyi bilgi edinirsiniz öyle adamlardan da bir süre sonra sıkıverir işte. Öyle bir Kelkitlinin yanına düşmüştü benim koltuğumda. Bir ara bizi ağırlayacak olan arkadaşımız "Babam Kelkitlileri sevmez ha!" dedi. Bir de yolun ortasından ipini koparmış, vurdumduymaz dana gibi yürürlermiş. O yüzden yolun ortasında biri gördün mü kesin Kelkitli'dir, dedi arkadaş.

Zigana'yı tırmanırken hava birden değişti. Aşağıdaki günlük güneşlik havadan eser yoktu; tepeleri sis kaplamıştı; hatta bir ara otobüsün yoluna bile sis düştü. Sol tarafta yemyeşil Hamsiköy yükseliyordu. Derken Zigana Tüneline girdik. Çıktığımızdaysa tüm büyü bozulmuştu. Aynı Bolu Dağı Tünelindeki gibi...

Burdan sonrası benim daha alışkın olduğum dağ-taşla doluydu. Güneş açıverdi, çayırlar yerini sapsarı bozkırlara bıraktı. Yol kıvrıla kıvrıla aşağıya doğru akıyordu şimdi.

Derken dağların arasında, Kelkit çayının berisinde beliriverdi Erzincan Ovası. Karanlıkta görünen şehir ışıkları heybetini göstermeye yetiyordu ovanın.

Biz gelmeden Erzincan'a tüm yollar kesilmiş terörden ötürü. Hatta üç gün önce bizim geldiğimiz yol açılmış. 

Erzincan 84'teki büyük depremden sonra tekrar imar edilmek zorunda kaldığı için diğer Anadolu şehirlerine nazaran daha planlı, düzgün bir şehir. Öyleki arkadaşlarımızdan birisi annesini aradığında "Anne, burası Amerika gibi! Yoıllar birbirine hep dik kesişiyor!" dedi. 3. Ordu Komutanlığının şehirde bulunması, üniversitenin açılması biraz daha büyütecek şehri. "Şehir batıya doğru gidiyor" dedi bizi ağırlayan arkadaşın babası. Kendisi eski Erzincan Belediye Başkanıydı. Şimdi son imar tasarısı ile belediye başkanı daha yüksek katlı bina yapımına izin vermeye başlamışlar. Deprem bölgesinde ateşle dans ediyorlar anlayacağınız.

Tabi böyle bir kişiyle sokakta yürümek kolay değil; arkadaş da küçükken çok zor ve travmatik bir duygu olduğunu söyledi. Herkes birden "Başkanım, başkanım!" diye atlayıveriyor. Neyse halkın arasından "hayır"lı günler diliyerek sıyrılmaya çalışıyordu o da.

Babamın da askerliğinden sonra Erzincan'da bir süre görev yaptığını biliyordum; o da eski çalıştığı yerin aynı olup olmadığını soruyordu bana. Hâlâ aynıymış dediklerine göre. Bir tek babamın bildiği Urartu Otel yıkılmış, yerine geniş ferah bir meydan yapmışlar. O meydanın altındaki çarşı da eskiymiş babamın dediğine göre. Bakırcılar, telkari ustaları sıra sıra dizilmiş o çarşıda.

Sonra Erzincan'ın alevi köylerinin yoğunlukta olduğu Tunceli tarafına doğru ilerlemeye başladık. Girlevik'te şelaleye tırmanıp güzel bir yemek yedik. Daha doğrusu arkadaşın babası bize iki bütün tavuk yedirmeye çalıştı. Tabi yol üzerindeyken siyasi muhabbetler aldı da götürdü bizi. Herhalde hiç yapmadığım kadar siyaset yaptım ve dinledim. Yaparken, dinlerken güldük; dinlendik de...

Çok az kaldık Erzincan'da belki de etraflıca bir gezemedik. Havaalanından iki arkadaşı uğurlarken daha benim yolum o kadar uzundu ki...

ERZİNCAN
Gezilecek/Görülecek yerler: Bakırcılar Çarşısı, Girlevik Şelaleri, Terzibaba Türbesi, Esentepe
Yenilecekler: Yoğurt Çorbası, Tulum Peyniri, Cağ Kebabı

Hiç yorum yok: