28 Ağustos 2011 Pazar

Hitchhiker is hitting the road again

Şu an Seattle'dan Vancouver'a giden otobüsün içindeyim. Yine bir Prevost... Ne var Prevost'ta derseniz dünyanın en şaçma otobüsü diyebilirim. Nedeniyse klimasının sadece şoför koltuğunda otururken çalışması ve kapatılamaması. Bugün ise kullanışsız tuvaletini gördüm ki dava beter. Alttan alttan üfleyen bir sıcak ve ışığı açmanız için gereken ama bulunamayan bir kapı kilidi var. Bir de ilginç bir ses çıkaran direksiyonu var.

Otostopçu tekrar yola çıktı. Bu sefer aileden ayrılık daha kolay oldu. Tahmin edebiliyorum ancak... Önce lisede yatılı oldum ve buna hızlıca alıştılar. Sonra ilk kez bu kadar uzağa, bu kadar uzun süre yalnız gittim ve ona da alıştılar. Ya da evdeki dertleri hep görmemi istemezlerdi, bu sefer o da zirve noktasına varınca sanırsam kendi elleriyle göndermiş oldular biraz.

Ve uçak İstanbul'dan kalktı. Hiç bakmadım bile arkama ben de niyeyse. Kuzeydeki beton yığınını görmemek içindi belki. Belki de artık alışmıştım uçakta yolculuk yapmaya; ilgimi çekmiyordu.

Sonra Londra'ya indim. Yemek yiyip dünyanın en çirkin ale birasını (Abbott Ale: aman aman aman) içtikten sonra biraz alışveriş yaptım kendime. Sonra Seattle'a uçtum. Amerika'ya girdiğim 5 nokta arasından en kolay güvenlik kontrolünü burda verdim sanırsam. Sonra boşta kalan vaktimi de market bulucam diye 1 saat yürümekle yedim. Seattle caddeleri güzel olmasa değmezdi yürümeye ama güzel şehir şimdi Seattle da... Statik uçak maketleri koleksiyonuma 3 ayrı havayolundan 4 ayrı uçak daha ekledim.

Şimdi de Vancouver'a geri dönüyorum.

Bunları sıkıntıdan anlattım fark ettiniz mi? Çünkü pazartesi okul başlıyor. Artık zamanla durumlar belirginleşecek hayat başlıyacak bir rutine girecek ve rahatlıyacağım. Biraz belirsizliğin, biraz karışıklığın , biraz da ayrılığın verdiği stres endişe karışımı bir duygu içerisindeyim.

Sonuçta otostopçu yola çıktı işte... Ben gelene kadar ölmeyin!


Hiç yorum yok: