18 Ağustos 2011 Perşembe

Yolculuk sonu

Göze alabilsem hayatım bir yol hikayesi olarak geçerdi. Sırtımda çantam olurdu, nerede kaldığımın ne için kalacağımın neye para harcadığımın tasası olmazdı. Bir sürü hikayem olurdu yazacak, anlatacak. Bir sürü şey öğrenirdim; bulunduğum yeri duyduklarımdan yaşamaz yaşayarak gerçeklikleri görerek anlardım. Bütün bunları elinin tersiyle itmek için bahane çok aslında...

Neyse bahanede değil bugün burda anlatacağım kısım. Yolculukların en kötü yeri neresi biliyor musunuz? Hani o eve döndüğünüz kısım var ya, işte orası.

Elimden geldiğince Türkiye içindeki seyehatlerimi kara yoluyla yapmaya çalışıyorum; çünkü yolu seyretmek küçüklükten beri gelen bir alışkanlık olmuş ben de. O küçük bünyeyle nasıl da 10 saatlik Nevşehir yolunda uyumazmışım hiç anlamıyorum?

Şimdi uyuyoruz tabi.

Türkiye'nin doğusuna gidiyorsanız özellikle Bolu Dağı Tüneli şoku diyebileceğim bir renk geçişi yaşarsınız. İzmit'ten başlayıp Bolu'ya kadar yeşil topraklar eşlik eder size. Bolu Dağı Tüneline girersiniz ama çıktığınızda sizi sarı bir sürpriz bekliyordur. Birden iklim ve renk değişiverir; yeşil sarıya, ormanlar bozkırlara bırakır yerini. Güneşin sarı bozkırlar üzerinde yansımasıyla gözünüz kamaşır özellikle sabah seyahat ediyorsanız. Bir de sıcaktır ki... Önce bir iç burkulur, göz zevki kaçar ama çabuk geçer o; çünkü yolculuk daha yeni başlıyordur...

Bunun tersi beni daha da bir üzüyor. Özellikle İzmit taraflarına daha da yaklaştıkça fabrikalar, toz, duman derken yine ¨fabrikalaşmış yaşamlarımıza¨ geri dönüyoruz hissini veriveriyor. Daha birkaç gün önce yaşadığın maceraları arkanda bırakıp tekdüze hareketlerine geri dönüyorsun. Hele ki Dilovası'na geldiğinde otobüsün ya da arabanın kliması temiz hava yerine is ve toz karışımı, duman esanslı bir hava üflemeye başlayınca iyice beynine işleniyor artık eve geldiğin.

¨...underneath my being is a road that disappeared¨

Çok gezen bilir diyenlerin tarafını öyle bir tutuyorum ki...



Hiç yorum yok: