Ben küçükken otobüs şoförü olmak isterdim.
Şaka yapmıyorum; otobüslere ayrı bir sempatim vardı. İki haftada bir gidip gelinen Lüleburgaz - İstanbul yolunun etkisi yadsınamaz bunda tabi. Cam kenarında otururdum hep. Küçükken biraz haylaz biraz da hiperaktif olmamın cezasıydı bu; annem bir de yolda seninle uğraşmayım, diye dışarıyı seyrettirirdi. Trakya'nın ayçiçek tarlaları açılıverirdi İstanbul'un betonuna: Birdenbire, acımasızca... Şimdi o yollar değişti; yol boyu betondan bol ne görürsünüz ki? Ha bir de ben artık uçak mühendisi oluyorum; koltuk kenarındaki yatırma kolunu vites olarak kullanıp otobüs şoförcülüğü oynayan çocuk birazcık büyüdü.
Küçükken t-shirtümü hep şortumun içine sokardım; çünkü dışında olunca t-shirtüm üzerimden düşecek zannederdim. Garip bir korkuydu bu. Şimdi gömlekleri bile doğru dürüst içeri sokmuyoruz. Küçükken sudan korkmazdım; ama şimdi korkuyorum.
Küçükken suratım biraz yuvarlaktı, saçlarım da kestane koyuluğunda bir kahverengi. Şimdi suratım düz, saçlar yok. Fotografdaki dam da yok artık.
Bunları özledim, demek için söylemiyorum. Amacım illa ki bir yerde bir şekilde değişiyoruz demek. Bundan önce değişimi kabul etsem de iyi bir şey olarak görmüyordum; ancak bu görüşüm de değişti sanırsam.
Yaşama karnaval gibi yaklaşıp akışına bırakmak gerekiyor. Değişimleri de aynı kişilerin birbirinden farklı şeyleri sunması olarak... Yani herkes bir şeyler sunuyor şu hayatta birbirine, biz değişsek de değişmesek de tadına bakmayı bilebilmeliyiz. Ha severiz sevmeyiz o ayrı, ama normal karşılamak gerek.
8 aydır Vancouver'da yaptığımda bu biraz. Biraz akışına bırakmak özellikle... O nedenle blogun adını da artık değiştirdim.
Aslında bu yaz seyahat edip bolca hikaye biriktirmek istiyordum kendime ama staj yapmak isteyişim ve onun durumunun belirsiz oluşu biraz dizginliyor beni. Göreceğiz bakalım hayat karnavalında bize ne rol düşecek...
Ben de bu karnavalı kendi gözlerimden ve ağzımdan size anlatmaya çalışacağım elimden geldiğince...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder