23 Mart 2011 Çarşamba

Ve düştü fotografçı denize...

Yazıya başlamadan AhUA'ya selam ederim buralardan (okusa da okumasa da)...

Son bir aydır fotografçılık derslerine gidiyorum. Kompozisyon adına pek bir şey öğrenmesem de teknik anlamda pek çok şey öğrendim dersler boyunca.

Hani klasik bir Einstein hikayesi vardır: Küçükken hocasına demiştir ya Einstein ¨Karanlık varsa ışığın yokluğudur.¨ diye. Gerçekten doğru aslında bu. Fotograf da karanlığın ışıkla boğulması işte. Ama onu nasıl boğdunuz asıl soru. Çok mu az mı, canlı mı cansız mı, sıcak mı soğuk mu diye uzayıp gider sorular; kimisi renkle ilgilidir kimisi objeyle ama hepsinin ana kaynağı ışıktır. O yüzdendir ki ışığı alıp da nasıl yoğurduğun ile ilgilidir fotografçılık. Görülene nasıl baktığınla ilglidir. Gözlerini değil kafanı kağıda dökmektir.

Gözden çok kafayla ilgili olunca fotograf işin içine hikaye meselesi de giriyor. Yukarıdaki fotografın hikayesi martıdan değil de fotografçının bu fotografı çekmeye çalışırken düştüğü hallerden geçiyor.

Hani bir kayanın üstünde martı görürsünüz ürkütmeden uzaktan fotografını çekeyim dersiniz. Ama biraz uzaktadır ve denizde kayalar görürsünüz. Her bir ufak kayaya basar da en sonunda büyük bir kayaya geçer oturursunuz. Açınız süperdir; martı da biraz insancıl çıkmıştır; ürkmemiş ve istifini bozmamıştır hiç. Derken bir bakarsınız 18-50lik lensinizin telefoto tarafı istediğiniz pozu almak için yetmemiştir, o yüzden lensinizi değiştirir 75-300lük takarsınız. 300mm de istediğiniz pozu elde etmişsinizdir sonunda.

Sonra ne mi olur? Büyük bir haz içerisinde önünüzü karaya çevirirsiniz geri dönmek için. Ancak deniz dediğiniz yer aslında okyanussa gel-gitleri hesaplamanız gerekirmiş. Nereden bileyim ben kardeşim ya!? O taşlara basarak geldim ama şimdi o taşlar nerde? Neyse kamerayı lensi çantaya atarsınız. Güç bela kalan bir kaç kayaya basmaya çalışırken yüksek bir dalga basar, ayağınız kayar ve suya düşersiniz. İşte böyle bir şeydi benimki de...

Bunlar da bizim oraların martıları işte... Böylece fotografçı düştü denize; hatta okyanusa...

Ama değdi... Hatta gidip bastırdım, şık oldu!

Bırak uyusun şu deniz kanatlarının altında
Gel gezmelere gidelim biz bulutların asfaltında
-Ezginin Günlüğü (Martı)

Hiç yorum yok: