Resim ufak kaldı kusura bakmayın. Ama çok sevdim grafiğini; çünkü radyasyondan kaçan adam efektini güzel vermiş.
Nitekim şu son 3 haftadır Japonya'daki elim deprem yüzünden patlama noktasına gelen Daiçi Nükleer Tesisinin korkusuyla yaşadım. Patladı patlayacak, bir şeycikler olmaz bu taraflara diyenler derken ne yapacağımızı da şaşırdık. Gerçi hiç bir resmi uyarı da gelmedi, hatta çok da konuşulmadı bu taraflarda. Herkes patlamayacağından emin gibiydi. İyot hapına sarılan da olmadı benim gözlemlediğim kadarıyla öyle. Ya patlasaydı? O zaman resimdeki gibi radyasyondan kaçan adamı oynayacaktık muhtemelen. Tabi işin gerçek boyutu bu kadar tehlikeli de olmayabilir en azından pasifik aşırı yerler için ama Çernobil boyutunda olduğu takdirde üçüncü dereceden tehlikeli olabileceği söylentileri dolaşıyordu.
Japon yapar mı yapmaz mı derken şimdilik kontrol altına alınmışa benziyor; ancak Japonya radyasyonun etkileriyle bir kere daha savaşmak zorunda kalacak gibi.
Tabi hemen bu olay Türkiye'de kurulacak olan nükleer santral sorununu göz önüne getirdi.
Artık mühendislik olkuyunca olaylara biraz daha mühendis gözüyle bakıyorum artık. O yüzden yazacaklarıma katılabilirsiniz katılmayabilirsiniz; ama genel olarak mühendis bakış açısı bunu diyor: Nitekim olayın ilk haftasındayken ¨case studies¨ olarak sivil havacılık görüyorduk. Malzeme Mühendisliğinden konuk olarak gelen Boeing'in yeni nesil 787 uçaklarının tasarımında da çalışmış bir profesor bu dersi veriyordu. B787'delerdeki teknolojinin de sorgulanan bir çok yanı var; çünkü yepyeni üretim teknikleri, yepyeni malzemeler kullanılıyor bu yeni tasarımda. Güvenlik açısından bakıldığında bir malzemenin taşıyabileceği maksimum yük ve istenilen taşıma kapasitesi vardır. Kullandığınız malzemeye göre bu ikisi arasındaki fark değişir ve bu da güvenlik faktörüdür. Bunu hesaplarken göz önüne her şeyi alırsınız, onları karmaşık bir sürü istatiski işlemlerden geçirirsiniz. Profesörün dediği de şuydu: ¨Japonya daki santrallerde bu güvenlik faktörünün yanlış hesaplanması söz konusu. Santral duvarları depreme karşı dayanıklıydı fakat tsunaminin bindireceği yüke karşı güçlü değildi. O nedenle siz mühendisler olarak başa gelen bu kazadan ders çıkarmalı ve her türlü olasılığa karşı tedbir almalısınız.¨
Nitekim önceden hep çevreye verdiği zarar boyutuyla bakılırdı bu santrallere. Güvenlik sorunu göz ardı edilen bir gerçekti.
Türkiye'ye gelince: Güvenlik faktörünün zararı sıfıra indirgeyecek bir teknoloji yok; ancak zararı küçültebilecek etkenler var. Önceden de dediğim nükleer enerjiye karşı değilim; 0 emisyon ve az hammaddeyle çok enerji üretildiğine bakılırsa Karadeniz'in UNESCO korumalı biyosfer alanlarına yapılmaya çalışan HES (Hidro Elektrik Santral)lerden çok daha masum bir enerji üretim sistemi. Ne yazık ki atık olarak depolanması zahmetli ve tehlikeli (güvenlik faktörünün göze alınmasına bağlı) olduğu için fosil yakıta bir alternatif değil.
Bizim yanlış yaptığımız nokta tek başına nükleer enerjiye yatırım yapmak değil; tükenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmak. Nükleer enerji fosil yakıta ve HES'e göre daha uzun vadeli bir çözüm olsa da enerjisinin %70'ini ithal ettiği petrolle üreten bir ülke için yeterince uzun vadeli bir çözüm değil. Bundan 30 yıl sonra petrolun fiyatı bunun 3 katına bile çıkabilir nitekim. Nedeni Orta Doğu'daki krizler olmaz; arz-talep dengesindeki arzın, sonlu kaynak olan petrol bittiği için düşüşünden olur.
O yüzden yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir yenilenebilir...
Şurası bir gerçek ki Türkiye'ye nükleer santral yapılırsa daha çooook radyasyondan kaçan insan görürüz biz.
NOT: Japonya'da NTV'yle röportaj yapan Trabzonlu vatandaşımız ¨Çernobil'den kaçtık yine Çernobil'i bulduk; bize her yer Trabzon!¨ diyor. Doğru söze ne denir?
NOT-ÖNERİ: Sıradaki yazı muhtemelen enerji verimliliği ile ilgili olacak. Sizi bu aralar bu konularla biraz sıkacağım; ama mühendislik disiplinimi pekiştiriyorum biraz da; please ¨bear with it.¨ Bu noktada Duran Duran'ın Playing With Uranium şarkısı iyi gider tabi:

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder