29 Mart 2011 Salı

A sınıfı enerji olmak


Arçelik, Vestel ve diğer bilimum beyaz eşya reklamlarında tanıtılan A sınıfı enerji konsepti kulağa ne kadar da hoş geliyor değil mi? Hatta bulaşık makinesi reklamlarında daha da belirgin görülen ¨A sınıfı enerji tüketen bulaşık makinesi aldığınızda ayda suya vereceğiniz 30 TL'yi makineye verin, uzun vadede kara geçin¨ promosyonları ¨Arkadaş bilim ilerledi, Capon da yapıyor ya!¨gibi tepkilere sebebiyet verebilecek düzeyde oluyor. Daha az enerjiyle daha çok iş yapan yeni nesil ürünler kulağa elbette hoş geliyor ama göz ardı edilen bir gerçek yok mu sizce bu noktada?

Nitekim bu olguyu küçük ailenin harcadığın enerji boyutuna indirgemek yanlış; çünkü sanayi seviyesinde enerji daha çok kullanılıyor. O, A sınıfı enerji harcayan makineleri üreten makinelerin kullandığı enerji de üretim teknolojilerinin gelişmesiyle çok alt seviyelere iniyor.

Bir şirket boyutunda baktığınızda önemli ölçüde yapılan enerji tasarrufu gider kalemlerinizin yükünü azaltan bir nokta. Bu da kar hanenize daha fazla para yazılması demek; ama şirketler karlarını işçilerine ya da hissedarlarına pay etmez ki direk. Bununla daha fazla yatırım yapar hizmetini geliştirir. Ancak eklediğiniz her hizmet daha fazla karbon emisyonuna sebep olmaz mı?

Olayı şirket düzeyinden aile düzeyine indirgeyerek ufak bir örnekle ne anlatmak istediğimi belirteyim. Bir ailenin aylık elektrik ve doğalgaz dahil olmak üzere enerji harcaması 350 TL olsun. Evdeki tüm beyaz eşyaları ve gaz kombisini o güne kadar olan birikimleriyle yenilesinler. Üstüne bir de sağlam bir yalıtım yaptırsınlar eve. Sonuç olarak enerji harcamaları 280 TL seviyesine insin. Bu aylık 70 TLlik fark 8 aylık bir süreçte 560 TLlik bir birikim yapacaktır. Eğer baba ve anne işe toplu taşımayla gidiyorsa bu parayı aracıyla gitmekte kullanabilir. Ya da ailecek ufak bir tatile çıkılabilir. Yani birikim, aynı karbon emisyonunu kompanse edecek bir yatırımda kullanılabilir.

Tabi bu ufak ölçekli bir aile olduğu için rakamlar örtüşmüyor ve hatta emisyon karşılaştırması yapıldığında tatil boyunca yaydığınız emisyon daha ufak kalıyor olabilir; ancak bunu büyük ölçekli bir şirketin yaptığını düşünün: elde edilen kar ile yeni yatırımlara girilebilir, pazar payını genişletmek için üretim artabilir vs.

Yani kullandığımız yakıt aynı fosil yakıt olduktan sonra pek de değişen bir şey olmuyor. Enerji verimliliği kavramı da kendimizi kandırıp sonsuz tüketim çemberini sağlamamız için ve siyasilerin oy alma aleti olarak kullanılan bir oyuncak haline dönüşüyor.

Sonuç olarak çevre kirliliğine sebep olan üretimi azaltacak önlemler gerekiyor daha çok. Enerji verimliliği bunlardan biri değil; çünkü enerji kullanımını azaltmandan ötürü elde ettiğini nereye harcayabileceğini düzenleyen bir yasa yok. Vergi silahı bu noktada önemli rol oynuyor ve burada işte olayın ucu siyasilere değiyor (Nitekim her ne kadar sevmesek de benzin üzerindeki ÖTV, bu noktada direk olarak söylediğim şey hedeflenmese de bunu örnekliyor). Hiç kimse vergileri artırıp oy kaybetme riskini göze alamaz (ilginçtir ki biz de biraz daha tersi-kaybetme korkusu olmayınca her şeyi yapabiliyor insan); ancak bunun yerine enerji verimliliği silahını çekip Ar-Ge çalışmalarını desteklemek ya da fimraları enerji tasarrufuna yatırım yapmalarını ön gören yasalar koymak daha kolaylarına geliyor. Ha tabi ki halkın gözünü boyama konusunda da vergiden daha başarılı bir yöntem olduğu kesin.

İkinci; ama yakın vadede kesinlikle gerçekleşmiyecek çözümse alternatif enerji kaynakları. Her ne kadar ilk zamanlarında çok daha fazla gelişmiş olsak da bu konuda katedilmesi gereken çok yol var. Ama bunu hızlandırmak da elimizde. Petrolcüleri korumak veya sömürmek yerine buna odaklanabilirsek kesinlikle öngörülenden daha hızlı bir şekilde sonuca varılacaktır.

Hiç yorum yok: