İkinci dönemde aldığım dersler beni bu konu üzerinde düşünmeye itti. ¨Engineering Case Studies¨adlı dersimde sürerliliği olan bir toplum oluşturmanın öneminin altı çizilirken ¨Globalization, Modernization and Geography¨ adlı İnsan Coğrafyası bazlı dersimde nereden nereye geldiğimizi görmeye başladım.
¨We reach the dizzy heights of that dreamed up world.¨
Kısacası sıfırı tüketmeye çok yakınız artık.
¨ To a life consumed by slow decay¨
Nitekim R. R. Rostow, ekonomist, 1960 yılında ekonomik büyümenin aşamalarıyla ilgili bir tez yayınlıyor. Bu teze göre her milletin bir kalkınma dönemi vardır. Bu kalkınma döneminin ardından bu değişimi sindirme ve olgunlaşma vakti vardır. Sonra ise tüketim devri başlar. Rostow'a göre Türkiye kalkınma sürecine erken ve ani bir şekilde de olsa girmiştir; ancak daha olgunlaşmamıştır. Aynı zamanda Rostow bu kalkınma ve modernleşmeyi ¨yaratıcı yıkım¨olarak da niteler; çünkü insanlar önceden yaptıklarını (kimi zaman tarihlerine kadar sünger çekerek) yıkarak yenilerini inşa etmektedir.
Şimdi sıralayacaklarım çok değil daha 10-15 yıl önce farklıydı:
-Evimize bilgisayar ilk 1996'da girdi. O zaman MSDOS ya da Microsoft 95 ile çalışıyordu ve 75 MHz, Pentium 1 işlemcisi vardı. Şimdilerdeyse süperbilgisayar denen kavramlar Mac OS işlemciler ve daha sayılamayacak kadar hızlı programlar var. (Bu arada MSDOS'un siyah ekranından ve Windows'un verdiği mavi hata ekranından korkardım).
-Kenkim ve babası beni uğurlamaya geldiğinde ¨Siz şanslısınız telefon bize 3 yılda gelirdi, siz doğduğunuzda çevirmeli telefonlar vardı, şimdi herkeste iPhone var.¨ muhabbeti geçti.
-2005 yılında yatılı olarak liseye başladığımda haftada bir gittiğim Tuzla'da tanıyamadığım yerler oluşmuştu. her hafta yeni bir bamya tarlasında yeni bir inşaat yükseliyordu. Geçen geldiğimdeyse ilkokuluma her zaman kısa diye yürüdüğümüz tarla yoldan yürüyüm derken kayboldum.
The grass was greener
The light was brighter
The taste was sweeter
With friends surrounded
İnsanlar olarak çok istiyoruz. Hayallerimiz çok yükseklerde gerçekten...
Daha yazacağım çok şey var bu konuyla ilgili. İnsan coğrafyasını içeren dersim daha da derinleştikçe daha çok şey aklıma gelecektir de...
NOT: Şarkı bu ağır konunun altında çok sönük kalacak şimdi; ancak birkaç bilgi vermek bu blogun gereklerinden birisi sayın seyirciler. High Hopes, The Division Bell albümüne de ismini veren şarkıdır (¨And the ringing of division bells had begun¨). Şarkının sözlerinde David Gilmour'un eşi Polly Samson'un etkisi yadsınamaz. Hatta ¨albümü çekip çeviren kadın¨ olarak da anılır Bob Ezrin tarafından. Şarkı Syd Barrett ve David Gilmour'un çocukluğunu geçirdiği Cambridge kasabasına dair çok fazla gönderme içermektedir. Yani daha çok geçmişte kalan saf çocukluk temasını içerir şarkı.
NOT: The Division Bell, Pink Floyd'un son stüdyo albümüdür. Albüm isminin grubun ayrılığını anlatmak için The Division Bell konduğu yorumlansa da David Gilmour açıkçası bunu reddetmiştir. Nitekim isim ve albüm kapağı seçimi ile ilgili ilginç bir detay var: Douglas Adams (Evet, The Hitchhikers' Guide to the Galaxy bilim-kurgu romanının yazarı), David Gilmour ile yakın arkadaşlardır. Bir akşam yemeğinde Gilmour ona High Hopes'u dinletir ve o sözden esinlenerek The Division Bell olmasını önerir. Albüm kapağını da o seçer.
ÖNERİ: David Gilmour'un tek başına çıktığı konserde akustik olarak söylediği High Hopes gerçekten müthiş.
NOT: The Division Bell, Pink Floyd'un son stüdyo albümüdür. Albüm isminin grubun ayrılığını anlatmak için The Division Bell konduğu yorumlansa da David Gilmour açıkçası bunu reddetmiştir. Nitekim isim ve albüm kapağı seçimi ile ilgili ilginç bir detay var: Douglas Adams (Evet, The Hitchhikers' Guide to the Galaxy bilim-kurgu romanının yazarı), David Gilmour ile yakın arkadaşlardır. Bir akşam yemeğinde Gilmour ona High Hopes'u dinletir ve o sözden esinlenerek The Division Bell olmasını önerir. Albüm kapağını da o seçer.
ÖNERİ: David Gilmour'un tek başına çıktığı konserde akustik olarak söylediği High Hopes gerçekten müthiş.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder