Gerald 8 yaşında bir delikanlı… Daha doğrusu 72’de öyleydi. Daha o yaşında boyundan büyük bir şiir yazmış; bununla ödül almıştı. Thick As A Brick’ten bahsediyorum. Hani şu 45 dakikalık tek parçadan oluşan konsept albümü olan Jethro Tull’ın…
Ian Anderson her seferinde eğlencesine yazdıklarını belirtir bu şarkıyı. Sözlerinde o denli derin bir anlam yoktur ve Gerald Bostock da gerçek değildir zaten. Ancak Ian Anderson şarkı içindeki gizli şakalardan anlamak için o dönemin komedi şovu Monty Phyton’ı bilmek gerektiğini söylemiştir. O yüzden sağlam bir İngilizce ve o dönemleri bilmek gerekir.
Neyse bizim çocukcağız ödülü alıyor, grubumuz Jethro Tull da besteliyor. Ancak BBC’de bu şiiri okurken pedagoglar çocuğun psikolojisinin çok dalgalı olduğunu, bu şiirin tehlikeler içerdiğini öne sürüyorlar. O yüzden ödülü Gerald’dan (Little Milton olarak da bilinir) geri alırlar. Gerald kendini daha da kapatır odasına. Bir de üstüne bir kızı (bu kızın albüm kapağında olması ilginçtir ki eteğini kaldırmaktadır resimde) hamile bıraktığı söylentisiyle uğraşmak zorundadır.
Bu kadar kurgu bir albüm için fazla değil mi? Konsept albümlerin özellikleridir bu genel olarak. Özellikle İngiliz rock müziğinin 70’lerdeki durumu göz önüne getirildiğinde bu hiç anormal değildir. Genel olarak konsept albümleri anlamanın zorluğunu da göz ardı etmemek gerekir. Konsept albüm denince akla ilk “The Wall” gelir. Savaş ve emperyalizm karşıtlığı, insanların ikiyüzlüleşmesi, toplumsal çöküş gibi temalar bu albümde altı çizilerek unutulmaz şarkılarla (Hey You, Another Brick in the Wall gibi) verilmiştir.
Ancak bir anlam olmalı yine de bir yerlerde… Böyle inişli çıkışlı bir şarkının bir yerlere dokundurması gerek…
Genel olarak çocukların din, siyaset, ticaret gibi yollarla sömürülmesi teması üzerinde birleşilse de benim de dilimden düşüremediğim ilk bölümleri her durumda aklıma gelivermiştir:
Really don't mind if you sit this one out.Ne zaman kötü hissetsem, biri moralimi bozacak olsa bu gelir aklıma ve her yere bunu yazarım;
çünkü her ne kadar beceremesem de insanların yaptıklarını dediklerini takmamaya çalışıyorum.
Yani şu aşamada çalışmaya çalışıyorum; ama (olacak, olacak bir gün)… O yüzden (şurada yazdıklarımı
bile) ister umursayın ister umursamayın; alınmam, gücenmem. Anlamlandırılamadığım zamanlarda da
bu işe yarar. Hatta cümlenin kendisini okuduğunuzda da anlam veremiyorsanız boş verin! Böyle böyle
hayatta en sevdiğim alıntılardan biri hâline geldi bu. My words but a whisper -- your deafness a SHOUT.Yukarıdakinin devamıdır bu bir nevi: An olur ki söyledikleriniz havada kalır duymazlıktan gelinir.
Bağırırsınız, yırtınırsınız ama insanların duymamazlığı sizin feryadınızdan daha baskındır. Her doğru,
her nasihat bir fısıltı halinde kalırken, duymazlıktan gelmek büyük bir prim haline geldi. I may make you feel but I can't make you think.Çok açıklanacak bir yanı yok; ama cidden insanları hissettirebilirsiniz bir şeyi; ama üzerinde durup da
düşündürüp sonuçlar ürettirecek empatiyi kurmak önemli olandır. O da işin zor kısmı işte… Your sperm's in the gutter -- your love's in the sink.İnsanların sadece şehvet uğruna sözde birlikteliklerini anımsatıyor bu sözler bana. Aşk aynı musluktan
akan suyla beraber giden pislikler gibi olmuş. … your wise men don't know how it feels to be thick as a brick.”Thick as brick sözcüğünü nasıl yorumladığınıza bağlı. Çoğu kişi pislik anlamına geldiğini savunur; ama
bence arkadaşlık ve beraber olmanın verdiği güçtür bu. Her ne kadar iyi giyinseler de, medeni olsalar da,
paraya para demeseler de sımsıkı dost olmak gibisi yoktur… İşte Gerald Bostock ve onun blogu… Umarım beğenirsiniz! “Really don’t mind if you sit this one out!”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder