3 Ocak 2010 Pazar
Yeni bir yıl
Bir insan dönüp de geçmişini dönüp de bakmaya başladıysa o insanın çöküşü gelmiş demektir. Bak işte vademiz de doldu buralarda. Şunun surasında 6 ay kaldı... 180 gün... 4320 saat... Ama eski beni aramadan da edemiyorum ne yazık ki... Her şeyiyle her yönüyle...
Bir yandan da kendime kızıyorum bunlar olduğu için...
*Önceden geçimli bir adamdım; şimdi tahammülüm kalmadı,
*Kolay sinirlenmezdim, atarım arttı; birden parlayıverir oldum,
*Oturup mantıklı düşünebiliyordum, o yetim de pek kalmadı,
*Toleranslıydım, küt adamın biri olup çıkıverdim,
*Erken büyümüştüm, bu sefer ben çocuklaştım,
*Hödükleşme eğilimi göstermeye başladım,
*62 kiloydum, 60larda seyrediyorum,
*Boyum uzadı ama çöktüm,
*İnsanları çok düşünür oldum, kendi içimde kayboldum,
Falan filan
2010 Ocak'tayız. 18 oldum, babamların güveni daha da arttı bana. Çok şey yapmaya çalıştım; olay odaklı düşünmeye çalıştım meğersem birey odaklı düşünmem lazımmış bunu farkına vardım. Saflığım gitti, iğrenç adamın teki oldum. 4 Ekim 2009'da da bunu fark ettim işte... Kaybolup gittim, iyice ufaldım artık. Miadım doldu artık; eski sayfaları silemeyeceğimi bildiğim için farklı bir defter alma hissi doğdu artık içimde.
Etrafımdaki insanlar da gitgide farklılaştı, uzaklaştılar benden...
İnsanlar dertlerini içine attı, "bu ne anlar ki?" dedi, uzaklaştılar benden...
İnsanlara kendimi anlatamadım, veya insanlar yanlış anladı beni, uzaklaştılar benden...
İnsanların işlerine gelmediği yanlarım oldu, uzaklaştılar benden...
Meşgul adam damgası yedim, yalnız adamdan beter oldum, insanlar uzaklaştılar benden...
İnsanları düşündükçe uzaklaştılar benden...
İnsanlar büyüdü de uzaklaştılar benden... =)
Ve "gittikçe artıyor yalnızlığımız..."
Ben de "Yaş 35" okumaya meyillendim.
"Ersagun, senin saçın beyazlamış! Olum bu ne lan?" soruları daha da arttı... Çizgileri saymadım daha. "Ya gözler altında mor halkalar?" Bu gülen çocuk artık ben değilim. Her gülmeye çalıştığımda birileri suratımı geriyor, zorluyormuş gibi hissediyorum artık; çünkü bir yerde mutlu olsam da bir yer de başkası ya da başka şeyler oluyor kafamda... Aynaya yeni halimi kendime alıştırmak için her baktığımda o küçük çocuk beliriveriyor, gülümseyerekten. Her bir dert bir kaç tele, bir kaç beyaza, birkaç mikronluk da derinliğe mal oldu.
Espri de kaldıramaz oldum; ciddi bir adamın teki oldum çıktım. Alına alına etrafımdan bir kaç insan daha eksildi...
Kavga etmezdim, kavga eder de oldum... Birkaç insan daha eksildi, eksilmeyenlerle de o kadar iyi değiliz galiba.
Ses tonumu ayarlayamıyorum; ya çok bağırtılı ya çok alçak çıkıyor artık... Bağırdıklarım eksildi yine.
Ya da eskisi gibi sesim hiç çıkmıyor da konuşamıyorum anlatamıyorum kendimi...
Yaptıklarım, bana kattıklarından çok götürdüler galiba...
Kısacası 18'ime kadar dağıldım, çöktüm, iğrençleştim. İyiyken birden burama kadar batıverdim.
Ne yapıp edip çıkmam gerek bu bataktan. Bir şekilde işte; amasını bilemiyorum...
2010'dan öncesi hep götürdü, bu sene neler götürecek hiç bir fikrim yok; ama istediğim tek bir şey var galiba. O da çok değil... Her ne kadar çöküşümün göstergesi olsa da bu bataktan çıkmak için eski bene ihtiyacım var. Hani şu gözleri boş boş, yorgun yorgun değil de cıvıl cıvıl, umut dolu bakan, yüzü biraz daha tombul, saçındaki kestane kahverengisi renk belirmiş; atik, mantıklı, kendine hakim, olgun, enerjik, anlayışlı Ersagun... Bataktan çıkabilecek güce sahip olan Ersagun...
Herkese iyi yıllar...
NOT: Yaş 35 yanlış anlaşılmasın, asıl teması olan ölümle ilgili düşüncek vaktim olmadı... =)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder