3 Ekim 2012 Çarşamba

Kargaşa Özlemi

Ben hep anneme kalkıp gidelim şu İstanbullardan, derdim.

Annem de bana kızardı. Bazen bağırma derecesine gelirdi olaylar. ¨N'apıcağız başka yerde ha? İstanbul'dan rahatı mı var? Hem bir kere buraya alıştın mı başka yerde yaşayabilir misin ha?¨

Anneme inat yaşarım, derdim her seferinde. İstanbul olmasın da nere olursa olsundu benimkisi. Anadolu olsun, küçük yer olsun, Karadeniz'de ufak bir falezin yanıbaşında olsun... Hep böyle hayallerim vardı.

Nitekim öyle ahım şahım, büyük bir yerde de doğmadım. Lüleburgaz topu topu 100 bin kişiydi. Hele ki Meslek Lisesi ve Yeni Sanayi'nin orası inlerle cinlerin top oynadığı yerdi. Şimdi büyümüştür tabi ki, bizim şehir dışı dediğimiz yerler şehrin içine gitmiştir. 

Ama Türkiye'deki küçük şehirlerde bile şu fark var: Biz sıkış tıkış yaşamayı seven bir milletiz. Eski mahallelerde neden daracık sokaklar vardır? Büyük apartmanlar şehrin göbeği diyebileceğin yerde toplanır ardından müstakil evler bile dip dibedir. Yakınında insan olduğunu bilirsin, birisi en kötü balkona çıkar gazete okur, diğeri balkonda kaynatır da çekirdek çitler. Şehir yine de yaşıyordur.

Ha yaşamayanı da var; eyvallah. 

Şu son 5 aylık ¨countryside/farmland¨ tecrübem bana buradaki küçük şehir hayatını gözlemleme fırsatı verdi. Burası 150 bin kişi ancak o kadar geniş alana yayılmış ki... Genç değil şehrin içi diyebileceğiniz yerde bile tarlalar, çiftlikler...

İlk başta kulağa hoş geliyor da yaşam belirtisi olmuyor bir süre sonra. Yan tarafımda insanların yaşadığını hissedemiyorum. Her ne kadar hemen karşıki sokakta bir sinema olsa da insanı yavaş, hayat yavaş bir yer olarak kalıyor burası.

E tabi bir de kafa dengi yaşıtın biri olmayınca daha da çekilmez oluyor. 

Kulağa çok ters gelecek; ama ben İstanbul'un o kaosuna, kargaşasına çok alışmışım işte. Vancouver (ki 3 milyonluk şehir ama; tabi İstanbul'dan daha geniş bir alana yayılmış olduğu için yine sessiz sakin) bile bana çok sessiz geliyor. İsterseniz demografik özellikler diyin, isterseniz ¨Sen İstanbul'u özlemişssin!¨ diyin; ama ben 15 milyon kişinin aynı anda 24 saat boyunca hareket ettiği bir yer istiyorum. Bu yüzdendir ki apartman hayatı benim kulağıma hiç kötü bir fikir olarak gelmiyor. Şimdilik küçük, aksiyonun ortasında, şehrin göbeğinde bir evim olsun da büyütmeyi ya da şehrin dışına çıkmayı zamanı gelince düşünürüz elbette. 

Ben buralara; sessiz, sakin, yaşlı bir ülkeye, çok erken yaşımda geldim. 

Anne, İstanbul'a mı taşınsak?

Hiç yorum yok: