19 Eylül 2011 Pazartesi

Taşlar fırlatırdık biz güneşe...

Kızılçukur Vadisi, Nevşehir - Ağustos 2011

Taşlar fırlatırdık biz güneşe...

Küçüktük tabi o zamanlar. Ne geçmişin, ne şimdinin, ne de geleceğin tasası vardı üzerimizde. Pıtı pıtı koşuşturduk ortalarda arkamızdan bağıran annemize aldırış etmeden. Kimi zaman çıplak ayak olurduk, ayagımıza bir taş batardı da bağlığı basırverirdik. Kimi zaman daha yeni alınmış, en pahalı, en güzel ayakkabıyla top oynardık da ayakkabımız parçalanıverirdi. Hatta kimi zaman top bulamaz da bulduğumuz kola tenekesinin üstüne basar onu top yapardık. Tek mutsuzluğumuz patlayan topumuzdu.

İlk aşık olduğunuz zamanı hatırlıyor musunuz? Ya da şöyle diyeyim birinden hoşlanıp da körü körüne bağlandığınız, evcilik oynar gibi planlar yağtığınız zamanı hatırlıyor musunuz? Ya da kişiyi? Şöyle bir hatırınıza gelse bir tebessüm eder ne kadar da çocukmuşum, diye düşünürşünüz. O kadar masumdur ki ama o zamanlar. Hayal gücü doruğundadır. Hayat size güzeldir.

Sonra zaman geçer. Çocuksu duyguların yerini gerçek duygular almaya başlar. Kişilik yerine oturmaya başlar, sorumluluklar, yapılacaklar, gelecek kaygıları katlanır da katlanır. Sonra kafana göre bir plan yaparsın, ama o kurduğun yaşamda yalnızsınızdır. Denkleme girecek her bir değişken, her bir kişi sizi gerçek istediğinizden uzaklaştıracaktır. Küçükken toplumcu olduğun zamanlar yerini bireyci olduğun zamanlara bırakır. Bu yüzden hayallerin gerçekleşmedikçe şevkin kırılır; onlara ütopya dersin. Hayal kurmayı da bırakırsın sonra. Git gide içine kapanırsın ve giderek artar yalnızlığın.

Hep özgür olmayı istersin; ancak onubn sorumluluğu tokat gibi çarpar yüzüne bir süre sonra. Başkasını düşünecek halin kalmaz da bir sen kalırsın. Halbuki küçükken öyle mi? O zamanlar bizi tasalandırmayacak, koruyan insanlar vardı ve taşlar fırlatırdık biz güneşe...

Yine taşlar fırlatıyoruz güneşe... Yetişmeyeceğini bile bile...

Hayal kurmak güzeldir...




Hiç yorum yok: