¨Lazca şarkılar söylüyorum fakat birçok dinleyenim var ki bunların hiçbirini anlamadan seviyor. Diyarbakır'da konser veriyorum. İnsanlar sürekli benden Kürtçe şarkılar istiyor. Ama ben asla ne bir Kürtçe şarkı söyledim ne de bir tane Kürtçe selam verdim. Kürtçe şarkı bilmiyor muyum? Biliyorum, söylerim de, en fazla beş dakikamı alır. Dil konusunda yeteneğim de var. Tabi ki söyleyebilirim. Ama hiçbir konserimde, röportajımda, yerel TV'de söylemedim Kürtçe şarkı. Devlet yaklaşımıyla da alakası yoktu bunun; birebir sembolik bir sebebi vardı. Ben buraya kendim olarak geldim. Sizin yanınıza da kendim olarak geldim. Ve siz de beni böyle görün. Bizim birbirimizi kabul etmemiz için birbirimize benzememize ihtiyacımız yok. Aynı dili konuşmamıza da gerek yok. Birbirimizi kabul edebiliriz. Benim cesaretim oydu, onun için gitmiştim oraya. Bunu orda anlayan çok arkadaşım oldu orada.¨
Kazım Koyuncu bu sözleri Diyarbakır'da Gün TV'deki bir yayında söylüyor. Sonra da alıyor eline gitarı Narino türküsünü çalıyor.
Galiba düğüm burada işte... Sorun da bu düğümü çözmek. Upuzun bir ip gibi bu sorun işte; bir kısmını çözüp ahanda çözdüm sonunda, deseniz dahi başka bir yerde başka bir düğüm daha ortaya çıkıyor. Kimin düğümlediği belli değil, kimsenin neden çözmeye yanaşmadığı da belli değil.
Çözülmeyince de söküp atmakta buluyoruz çözümü. Ya da ip birden kopuveriyor inceldiği yerden...
Ama önce çözmek istememiz lazım ipi. Birisi çözmek istemezse işi yokuşa sürer. Şu an da böyle bir şey işte, birileri çözmek istemiyor ama...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder