6 Mayıs 2011 Cuma

Ben geldim İstanbul

Ve sonunda İstanbul'a adım atabildik sayın seyirciler. Üç buçuk aylık yeni bir serüven başlıyor anlayacağınız. Çok fazla İstanbul dışına çıkmayı düşünmüyorum belki ufak bir Gürcistan gezisi belki de kadim dostumun yanına ufak bir kaçış yapabilirim. Ama onun dışında Tuzla ile Çatalca arasında bir yerlerde olacağım sayın seyirciler.

Gelmeden bir aklıma geldi eski diziler daha mı güzeldi ne? Belki de daha uzun soluklu ve içimizdeydi. Yani hayali ya da kurgusal karakterler yerine Sait Faik hikayelerinde gördüğümüz sokaktan geçen insan gerçekliği vardı. Bizimkiler, Mahallenin Muhtarları, Sıdıka, Süper Baba, Ayrılsak da Beraberiz, Bir Demet Tiyatro... Bütün bunlar upuzun soluklu oldu; 3-4 seneden aşağı yayından kaldırılmadılar, çoğu 100. bölümlerini gördü. Çekim kaliteleri düşüktü elbette pek de bir aksiyon olduğu söylenemezdi yapılarında: Jenerikleri powerpoint gibi olurdu vs. Ama müzikleri hala dilimizden gitmez bazılarının.

Şimdiyse daha bi popülerlik merkezli oldu diziler. Karakterler gerçek hayattan uzaklaştı kimi yerde. Sorunlar, halk değiştikçe o evde duran kutu daha da aptallaştı. Evlenme programları aldı başını gitti.

Nitekim bir kaç gün önce de yazmıştım ¨Ben gldim İstanbul, al kollarına¨ diye. Bunun hangi şarkı olduğunu hatırladınız mı? Öyle albümlerde aranacak bir Yeni Türkü şarkısı değil; Kaygısızların jenerik müziği bu sadece. Tipik köyden indim şehire temasını ve İstanbul'un arka sokaklar gerçekçiliğini başarıyla ele alan bir Gani Müjde dizisiydi Kaygısızlar. Nitekim kadrosunda Ercan Yazgan, Ayşen Gruda ve Halit Akçatepe gibi çok değerli oyuncular vardı; ama İstanbul değişti, haliyle dizileri de değişti değil mi?

Ben yine de aşağıya koyayım tam şarkıyı. Umarım İstanbul beni kollarına alır bu sefer.

Hiç yorum yok: